Karmaşık ödeme modüllerinden sıfırdan inşa edilen web platformlarına kadar her detayı mükemmellikle dokuyorum.
İnsanların kalıplaşmış "iyi" veya "kötü" kavramlarına inanmıyorum. Yalnızca idealler vardır ve her idealin kökünde mutlak bir menfaat yatar. Bir insan doğası gereği iyi olamaz; sadece ideali iyiliği emreder, çünkü içten içe bu onun menfaatinedir.
İnsanlar farkında olmasa da ideallerini bilinçaltlarında yaşatırlar. Yere çöp atan birini gördüğünüzde, onun bilinçaltındaki idealin çöp atmayı meşru kıldığını anlarsınız. Her şey zihnin karanlık odalarında belirlenir.
Hiçlikten hiçbir şey doğamaz. Bu mutlak matematiksel gerçek, bana bir Tanrı'nın var olduğunu kanıtlıyor. O'nun "iyi" veya "kötü" kavramlarına sığıp sığmadığını bilmiyorum, sadece yukarıdan bizi izlediğini biliyorum.
Henüz çocukken, 10 yaşındayken, birçok kutsal kitabın kopyasının aşırı benzer halini, içerdikleri o yoğun duygusal tonlarla birlikte kendim de yazabildiğimi fark ettim. Bu erken aydınlanma bende dinlere karşı kesin bir inançsızlık yarattı. İnsan eliyle kurgulanan kutsallıklara inanmıyorum. Fakat o sarsılmaz gerçeği asla inkar edemem: Tanrı var, çünkü hiçlikten hiçbir şey doğamaz. O sadece müdahale etmeden, derin bir sessizlik içinde bizi izliyor.
Politik duruşum nettir: Bu dünyada kimse sadece bir makine gibi çalışmak ve köle olmak için doğmadı. İnsanın özgür iradesini ezen her yapıdan nefret ederim. İşte tam da bu yüzden pasif bir izleyici değilim. Bugüne dek birçok sivil toplum kuruluşunda ve siyasi partide aktif roller üstlendim ve bu mücadelemi en ön saflarda sürdürmeye devam ediyorum. İnandığım doğrular için sistemin dışında kalıp sızlanmak yerine, o sistemin dişlilerine müdahale etmeyi seçiyorum.
Ekrandaki yansımalarda salt bir aksiyon veya kurgu değil, insan zihninin sınırlarının test edildiği kırılma anlarını ararım. Otorite figürlerinin insanı nasıl dönüştürdüğünü, güç ve çaresizlik ekseninde karakterlerin nasıl evrimleştiğini izlemek benim için eşsiz bir psikolojik deneyimdir.
Özellikle hapishane ve güç dinamiklerini işleyen, insanın karanlık yüzüyle yüzleşmesini anlatan "The Experiment" ve o sarsıcı gerilim "Deney" (Das Experiment) gibi filmler sinema anlayışımın temel taşlarını oluşturuyor. İnsanın sınırları aşıldığında içinden çıkan canavarı izlemek büyüleyici bir gerçeklik.
Sadece perdeye yansıyanlar değil, kelimelerin arasına gizlenmiş psikolojik gerçeklikler de her zaman radarımda. Edebiyatta da iyi niyetin nasıl manipüle edildiğini ve sıradan insanların koşullar değiştiğinde nasıl şeytanlaşabileceğini anlatan, karakter gelişimi odaklı eserlere karşı büyük bir zaafım var.
Philip Zimbardo'nun ünlü Stanford Hapishane Deneyi'nin anatomisini çıkardığı "Şeytanın Etkisi" (The Lucifer Effect), sadece okuduğum bir kitap değil, zihnimdeki insan doğası haritasını yeniden çizen, ahlak illüzyonunu parçalayan mutlak bir başyapıttır.
Geleceğin mutlak teknolojisinin kuantum olduğuna bütün kalbimle inanıyorum. İnsan doğasının en büyük trajedisi yaşlanmaktır; hücrelerimiz yenilenemediği için bedensel çöküşe mahkumuz. Ancak kuantum evreninin kapıları tam anlamıyla aralandığında, ölümsüzlük bir bilim kurgu fantezisi olmaktan çıkacak. Kanser gibi hastalıkların kesin tedavisinin bulunacağına, 100 yıldan fazla dayanan sınırsız batarya teknolojileriyle dünyadaki enerji kavramının baştan yazılacağına inanıyorum.
Kuantum mekaniğinin karmaşıklığı ne kadar ürkütücü ve zorlayıcı olursa olsun, bu alana karşı içimde dizginlenemez, adeta manyakça bir merak var. Atom altı dünyanın sırları, insanlığın kaderini tamamen değiştirecek yegane anahtardır.
Zihnen oldukça olgun olduğumu düşünüyorum. Bana göre olgunluk; geçmişin prangalarından kurtulmak, geride kalanları artık düşünmemek ve önemsememektir. Gelecekteki sorumlulukları omuzlamak, hayata karşı sızlanmadan ve şikayet etmeden yaşayabilmek, alınmamak, gücenmemektir.
Fakat hayatta en çok zorlandığım şey, her daim güçlü olmak zorunda olduğumu bilmektir. Güçlü olmak devasa ve yorucu bir zorunluluk. Eğer güçsüz olursanız kimse sizi sevmez, kimse yanınızda durmaz. Bu yüzden çevreme, en yakınlarıma bile zayıf yanlarımı asla söyleyemem. Güçsüzlüğümü insanlara ne kadar belli edersem, benden o kadar çabuk sıkılacaklarını çok iyi biliyorum; çünkü herkesin kendine yetecek kadar derdi var. Yıkılma lüksüm yok, daima ayakta kalmalıyım.
GMT+3 zaman diliminin sarmaladığı, Gölcük'ün o kendine has sakinliğinde yaşarken içimde fırtınalar kopuyor. Boş kalmaktan, eylemsizlikten nefret ederim. Beni bir odaya kilitleseniz, 3 gün boyunca bir şey öğrenmeden veya bir kod bloğunu geliştirmeden hayatta kalamam. İngilizce ve Türkçe dillerinin sunduğu çift yönlü evrensel bakış açısıyla öğrenmeye karşı hastalıklı bir bağımlılığım var.
En sevdiğim renk, tam da bu sitenin ruhuna işleyen, derinliği ve gizemi temsil eden mavidir. Kendi dünyamda, duygu odaklı ve biseksüel biriyim. Kan bağı benim için her şey demek değildir; hayatımda bir kardeşim var ancak aramızdaki köprüler çoktan yıkıldı. Bazen en büyük mesafeler, aynı kanı taşıdığın insanlarladır.
Masumiyetin sembolü olan çocukları çok severim. Resim çizmek ilgimi çekmez, arabaların mekaniğini umursamam ama uzun yollarda araba sürmeye, o akış ve özgürlük hissine aşığım. Her şeye çok çabuk bağımlı olabildiğim için kötü alışkanlıklardan uzak dururum; sigara hariç.
Piyano tuşlarında ve satranç tahtasında kaybolmayı sevdiğim kadar, kulaklıklarımı takıp notaların kollarına kendimi bırakmayı da severim. Zihnimin farklı köşelerinde yankılanan, hayatıma yön veren parçalar:
Günlük hayatımda sürprizleri pek seven biri değilim. Biri bana hoş bir sürpriz yaparsa inceliği takdir eder, sevinirim elbette; ancak genel hatlarıyla alıştığım rutinlerden uzaklaşmak bana hiç iyi hissettirmez. Belirsizlik yerine, kendi kontrolümde olan bir akışta kalmayı, kendi konfor alanımı korumayı tercih ederim.
Konforuma inanılmaz derecede önem veriyorum. Hayattaki seçimlerim genellikle bu rahatlığı sürdürmek üzerine kuruludur. Örneğin, dış etkenlere ve rüzgara açık, yorucu bir motosiklet yerine her zaman arabayı tercih ederim. Araba benim için bir ulaşım aracından ziyade, uzun yollara çıkabildiğim kapalı, güvenli ve sarsılmaz bir kişisel alan demektir.
Zihnim ne kadar karmaşık ağlarda gezinirse gezinsin, damak zevkim ve günlük tüketimlerim bir o kadar net ve sadedir. Yemek konusunda kalbimi fetheden tek bir isim var: Tantuni.
Bu eşsiz Türk yemeğine kelimenin tam anlamıyla bayılırım; benim için asla vazgeçilmeyecek bir lezzettir. Bunun yanı sıra, günlük hayatımda yanıma yoldaş ettiğim ve inanılmaz derecede sık tükettiğim iki şey daha var: Yeşil biber ve yeşil elma. Bu taze ve değişmez tatlar, gün içindeki koşuşturmacamda bana rutinlerimin güvenli limanını hatırlatan değişmez alışkanlıklarımdır.
Yazılımın sınırlarını zorlamak, felsefe üzerine derinleşmek veya satranç tahtasında yüzleşmek istersen beni bulabileceğin tek bir kimlik var.
@rizwfk